Emine Yıldırım’ın ilk uzun metrajı olan bu film, yüzeyde Defne’nin annesinin hayaletini arayışını anlatır. Ancak bu arayış, klasik bir kayıp hikâyesi değildir. Bu, bir insanın kendi köklerine, kendi karanlığına ve belki de hiç sahip olamadığı bir geçmişe doğru yürüyüşüdür.
Yetimhanede büyümüş bir kadının annesini araması… Ama asıl soru şudur:
Hiç tanımadığın birini gerçekten özleyebilir misin?

Korku Değil, Hafıza
Filmdeki hayaletler korkutmaz. Onlar ani sıçramalarla değil, sessizlikle gelir. Çünkü burada hayaletler doğaüstü varlıklar değil; yarım kalmış hayatların, susturulmuş hikâyelerin ve görmezden gelinmiş gerçeklerin beden bulmuş hâlidir.
Emine Yıldırım, bu tercih ile tür sinemasının alışıldık dilini kırar. Korku yerine yüzleşmeyi koyar. Gerilim yerine hatırlamayı. Ve izleyiciye şu hissi bırakır:
Bazı şeyler gömülmez. Sadece sessizleşir.

Taşların Hatırladığı Şeyler
Filmin önemli bir kısmının Side Antik Kenti’nde geçmesi tesadüf değildir. Antik kalıntılar, yalnızca estetik bir arka plan değil; hafızanın fiziksel karşılığıdır. Yıkılmış sütunlar, eksik heykeller, parçalanmış yapılar… Hepsi Defne’nin iç dünyasının dışa vurumu gibidir. Film, mekânı kullanmaz; mekânın içinde düşünür.

Doğrusal Olmayan Bir Hafıza
Bu film, klasik anlamda “anlatılmaz.” Başlangıcı, ortası ve sonu olan bir hikâye sunmaz. Zaman kırılır, sahneler birbirine sızar, gerçek ile hayal arasındaki çizgi silikleşir. Çünkü hafıza da böyle çalışır: parçalı, tutarsız ve çoğu zaman rahatsız edici.
Yıldırım’ın sineması burada cesur bir karar alır: Anlaşılmayı değil, hissedilmeyi seçer.

Yas ile İroni Arasında İnce Bir Çizgi
Filmin en özgün yanlarından biri, taşıdığı o tuhaf dengedir. Bir yanda kayıp, yalnızlık ve geçmişin ağırlığı… Diğer yanda ince bir kara mizah. Bu iki ton çarpışmaz, birbirine karışır. Çünkü gerçek yas, çoğu zaman dramatik değil; gariptir. Ve film, tam da bu garipliğin peşinden gider.
Defne’nin yolculuğu yalnızca bireysel değildir. Bu hikâye, kadınların susturulmuş geçmişine, görünmez kılınmış acılarına ve yarım bırakılmış hikâyelerine de dokunur. Anne figürü burada sadece bir kişi değil; ulaşılamayan bir geçmişin sembolüdür.

Hatırlamak Bir Direniştir
Gündüz Apollon Gece Athena, izleyicisine cevaplar vermez. Onu, kendi hafızasının karanlık koridorlarında yalnız bırakır.
Ve belki de en rahatsız edici olan şudur:
O koridorlarda yalnız değilsiniz.


Yorum bırakın