Hayatın Geçici Anlarında Bir Keşif: Perfect Days

Bu daha ne kadar böyle sürecekti ki zaten.
Olmayanı oldurmaya çalışmaktan bıktım.
Bırak olduğu gibi kalsın. Olduğu gibi…

Kendi kendinize hiç böyle düşündüğünüz oldu mu? Aslında bu soru yanlış oldu. Hiç böyle düşünmeyeniniz oldu mu? Fazlasını değil, olanı yaşamak. Olduğu gibi… Eksiklikten değil, sadelikten. Perfect Days sessizce bunu anlatıyor. İzlemeye değil, anı fark etmeye çağırıyor; haykırmadan, açıklama ihtiyacı duymadan.

Tokyo’da umumi tuvaletleri temizleyerek geçimini sağlayan Hirayama, sıradan bir yaşam sürmektedir. Günlük rutini onun sığınağı; müzik, edebiyat ve fotoğrafa olan tutkusu da zamanın boş olmadığının bir göstergesidir. Zaman içerisinde beklenmedik karşılaşmalar vasıtasıyla Hirayama’nın geçmişi bize fısıldar.

Bir insanın kendini mutlu olarak adlandırabilmesi için, zihninde mutsuzlukla kodladığı bir an olması ve mevcut durumunu bu an ile kıyaslaması gerekir. Mutluluk, kederin birkaç nefes ötesindedir. Bunun farkına varıldığında, olanı kabullenmek biraz daha kolaylaşır. Film ne mutlak bir mutluluk ne de derin bir keder sunar. İkisi arasında sakin bir nefes aldırır; yaşamın tüm hâllerine aynı anda bakabilmenin sakinliği.

Yorum bırakın