Bu daha ne kadar böyle sürecekti ki zaten.
Olmayanı oldurmaya çalışmaktan bıktım.
Bırak olduğu gibi kalsın. Olduğu gibi…
Kendi kendinize hiç böyle düşündüğünüz oldu mu? Aslında bu soru yanlış oldu. Hiç böyle düşünmeyeniniz oldu mu? Fazlasını değil, olanı yaşamak. Olduğu gibi… Eksiklikten değil, sadelikten. Perfect Days sessizce bunu anlatıyor. İzlemeye değil, anı fark etmeye çağırıyor; haykırmadan, açıklama ihtiyacı duymadan.
Tokyo’da umumi tuvaletleri temizleyerek geçimini sağlayan Hirayama, sıradan bir yaşam sürmektedir. Günlük rutini onun sığınağı; müzik, edebiyat ve fotoğrafa olan tutkusu da zamanın boş olmadığının bir göstergesidir. Zaman içerisinde beklenmedik karşılaşmalar vasıtasıyla Hirayama’nın geçmişi bize fısıldar.
Bir insanın kendini mutlu olarak adlandırabilmesi için, zihninde mutsuzlukla kodladığı bir an olması ve mevcut durumunu bu an ile kıyaslaması gerekir. Mutluluk, kederin birkaç nefes ötesindedir. Bunun farkına varıldığında, olanı kabullenmek biraz daha kolaylaşır. Film ne mutlak bir mutluluk ne de derin bir keder sunar. İkisi arasında sakin bir nefes aldırır; yaşamın tüm hâllerine aynı anda bakabilmenin sakinliği.

Tuğba Akıl
1986 yılında İzmir’de doğan Tuğba Akıl, İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu olup çeşitli meslek dallarında deneyim edindikten sonra, hayatına farklı bir yön çizme kararı vermiş, hiç bilmediği ve bilinmediği bir yerde var olmak istemiştir.
Yoga eğitimi almak amacıyla 2017 yılında Hindistan’a seyahat eden Akıl, burada Tibet Budizmi ile tanışmış ve hayatını bu felsefeyle ilişkilendirmiştir. Tibet Budizmi ve meditasyon teknikleri üzerine Hindistan ve Nepal’de eğitimler alan Akıl, 2019 yılından bu yana Hindistan’da meditasyon merkezlerinde belirli dönemlerde gönüllü olarak çalışmaktadır.
Tibet Budizmi’nin önde gelen isimlerinin rehberliğinde aldığı eğitimler ve yürüttüğü gönüllü çalışmalar, yazıyla kurduğu ilişkiyi sonuç beklentisinden arındırarak, gözlem ve farkındalık temelli bir anlatı diline taşımıştır. Yaratıcı yazarlık eğitimi de, bu bilişsel yaklaşımı sade bir edebi yapı ile buluşturmaktadır.
Akıl, sinema ve edebiyatı zihnin ve bedenin harmanlandığı alanlar olarak görür ve anlatıyı bir ifade biçiminden çok, bir farkındalık olarak ele alır. Yazılarında sessizlikten beslenen içsel dönüşüm anlarına ve insan deneyiminin görünmeyen katmanlarına odaklanır.
Yorum bırakın