Bir film festivaline girmek, yalnızca film izlemek değildir.
Seyirci, salon kapısından içeri adım attığı anda ritim değişir.
Klasik tüketim alışkanlığı; ne izleyeceğini bilmek, sürüklenmek ve sonuç almak bir kenara bırakılır.
Festival, tek başına başka bir seyretme biçimidir.
Salonlar dolu olsa bile, festival izleyicisi aslında yalnızdır.
Oturduğu koltukta bildik referanslara güvenemez.
Fragman yoktur, “neyle karşılaşacağınız” bilgisi yoktur; çoğu zaman merakın kendisi tek kılavuzdur.
Ve işte tam o anda yeni seyirci doğar.
Festival, filmi olay örgüsünden çok deneyim olarak talep eder.
Çarpılmak, şaşırmak, anlamamak bile değerdir.
Bu, popüler sinemanın alışkanlıklarını söküp yeniden kuran bir eylemdir.
Seyirci film seçmez, film seyirciyi seçer.
Festival seyircisi zamanla başka bir refleks geliştirir:
Sorunun cevabını aramaz, soruyu dinler.
Alıştığı konfor alanından uzaklaştıkça, sinemanın ne olabileceğine dair ufku genişler.
Bu yüzden festivaller kitleyi değil, kişiyi dönüştürür.
Bir festivalden çıkan seyirci, salon kapısının dışına başka biri olarak çıkar:
Öğrenmiş, açılmış, merakını keskinleştirmiş.
Ve belki de en önemlisi, artık film izleyen değil, film düşünen biridir.

Yorum bırakın