Sinema tarihinde kadın yönetmenlerin sesi çoğu zaman görmezden gelindi; ama bugün, bağımsız sinemada en güçlü kırılmalar onların dünyasından geliyor. Bu seçki, yalnızca eserleriyle değil, sinemanın sınırlarını genişletme arzusuyla dikkat çeken beş yeni sesi bir araya getiriyor.
Celine Song
Past Lives (2023)
Göçmenlik, iki kültür arasında büyümek ve kimliğin parçalanmışlığı üzerine pek çok film izledik; ama Past Lives, sade diliyle bu temaları yeniden tanımladı. Song’un sineması, melodramın aşırılığına kapılmadan, insanların arasındaki boşluklarda geziniyor.
Neden önemli?
- Diyalogları geri plana çekip sessiz alanlara odaklanması
- Aşka “kader mi, rastlantı mı?” sorusuyla değil, zamanın akışı üzerinden yaklaşması
- Kendi deneyimini evrensel bir dile dönüştürme başarısı
Celine Song’un çıkışı yalnızca ilk film parlaması değil;
duyguyu hafif fısıldayarak anlatmanın da güçlü bir yöntem olduğunu kanıtlıyor.

Molly Manning Walker
How to Have Sex (2023)
Walker, gençliğe dair parlak neon estetiğini kullanıyor ama asıl derdi parıltı değil: karanlık nokta. Turizm endüstrisinin eğlence vaat ettiği alanlarda, duygu ve sınırların ne kadar kolay yok sayıldığını sert ama samimi bir anlatıyla gösteriyor.
Neden önemli?
- “Rıza” kavramını teoriden çıkarıp bedenin üzerindeki gerçekliğe taşıyor
- Gençlik sinemasını romantize etmeden anlatma cesareti
- Kamera dili; güvenli olmadığımız anlarda bile karakteri yalnız bırakmıyor
Bu film, nesilden nesile taşınacak bir “ilk film alarm fişeği”.
Walker’ın sineması rahatsız etmeyi etik bir zorunluluk olarak görüyor.

Raven Jackson
All Dirt Roads Taste of Salt (2023)
Jackson’ın sineması zaman kavramını lineer bir hikâye olarak değil, anların tortusu olarak görüyor. Filmi izlerken, birkaç saniyelik bakış, yılların ağırlığını taşıyabiliyor.
Neden önemli?
- Diyalog yerine hani tam söyleyemediğimiz duygular üzerine kurulu bir dil
- Doğayı; yalnızca fon olarak değil, karakterlerin içsel dünyasının uzantısı olarak işliyor
- Biçimsel riskten kaçmıyor: zaman atlamaları, imge dizileri ve tekrarlar
Bu sinema sabır ister ama karşılığında şunu verir:
Karakterlerin değil, varoluşun kırılganlığını anlamaya yaklaşırız.

Coralie Fargeat
The Substance (2024)
Body horror, uzun yıllar erkek bakışının gölgesinde kaldı. Fargeat, türü ters yüz ederek, bedeni yalnızca korku alanı değil, politik bir çatışma zemini hâline getiriyor. The Substance; star sistemini, yaşlanma kaygısını ve kozmetik “yeniden yaratma” fikrini acımasızca teşhir ediyor.
Neden önemli?
- Tür sinemasını kozmetik değil, yıkıcı ve sorgulayıcı biçimde kullanıyor
- Beden imgesinin medya tarafından nasıl parçalandığını anlatırken abartıya yaslanarak gerçeği büyütüyor
- Sinemanın “ne kadar aşırıya gidebilir?” değil, neden gitmeli? sorusunun cevabını veriyor
Fargeat’ın sesi, geleceğin korku sinemasında bir dip dalga değil;
ana akımı zorlayacak bir şiddetli kırılma.

Charlotte Wells
Aftersun (2022)
Aftersun’daki en büyük başarı, hissettirmesi gereken şeyi adlandırmadan hissettirebilmesi. Wells, babalık, kayıp ve belleğin parçalı yapısını kırılganlıkla örüyor.
Neden önemli?
- Film, büyümeyi travma üzerinden değil, hatırlamanın acısı üzerinden anlatıyor
- Kamera karakteri gözlemliyor ama yargılamıyor
- Seyirciyi duyguya yönlendirmiyor; duygu sahnelerin arasından sızıyor
Wells, tek filmle “güçlü bir yönetmen” sinyali vermedi;
sessiz iç patlamaların sinemasını kurdu.

Son Söz
Bu beş yönetmen, birbirinden farklı estetik tercihlerle çalışsa da ortak bir noktada buluşuyor:
Sinemayı güvenli alanlardan çıkarıp, duygunun, bedenin ve belleğin kırılgan yüzeylerine dokunmak.
Bağımsız sinemanın geleceği yalnızca temalarda değil, bu yeni seslerin cesaretinde şekilleniyor.


Yorum bırakın